Fransa, Greenpeace’e ait Rainbow Warrior (Gökkuşağı Savaşçısı) gemisini, Pasifik Okyanusu’ndaki nükleer silah denemelerine karşı yapılması planlanan protestoları engellemek amacıyla batırmıştır.
Olayın Gelişimi (10 Temmuz 1985)
O dönem Fransa, Fransız Polinezyası’ndaki Mururoa Atolü’nde nükleer denemeler gerçekleştiriyordu. Greenpeace, bu denemeleri dünya kamuoyuna duyurmak ve protesto etmek için Rainbow Warrior gemisiyle bölgeye bir eylem filosu göndermeyi planlıyordu.
Bu protestoyu durdurmak isteyen Fransız dış istihbarat teşkilatı (DGSE) ajanları, Yeni Zelanda’nın Auckland Limanı’nda demirli olan geminin gövdesine su altı mayınları yerleştirdi. Patlamalar sonucu gemi sulara gömülürken, Fernando Pereira adlı bir Greenpeace fotoğrafçısı hayatını kaybetti.
Sonrası ve İtiraf
Fransa hükümeti olaydan sonraki ilk aylarda saldırıyla hiçbir ilgisi olmadığını savundu. Ancak Yeni Zelanda polisinin yürüttüğü soruşturma sonucunda iki Fransız ajanının (Alain Mafart ve Dominique Prieur) sahte pasaportlarla yakalanması skandalı ortaya çıkardı. Uluslararası baskıların artması üzerine, 22 Eylül 1985’te Fransa Başbakanı Laurent Fabius bir basın toplantısı düzenleyerek gemiyi Fransız ajanlarının batırdığını itiraf etti. Bu gelişmenin ardından Fransa Savunma Bakanı Charles Hernu istifa etmek zorunda kaldı.
Saldırı Sonrası Ne Oldu?
Saldırının ardından hukuki, diplomatik ve finansal alanlarda önemli gelişmeler yaşandı. Fransa uluslararası baskılar sonucunda tazminat ödemek ve özür dilemek zorunda kalsa da yakalanan ajanlar cezalarının tamamını çekmedi.
Ajanların Yargılanması ve Hapis Cezası
Yeni Zelanda polisi tarafından yakalanan Fransız ajanları Alain Mafart ve Dominique Prieur, Kasım 1985’te Yeni Zelanda mahkemesi karşısına çıkarıldı. Ajanlar “taksirle adam öldürme” ve “mala zarar verme” suçlarını kabul ettiler ve 10’ar yıl hapis cezasına çarptırıldılar.
BM Arabuluculuğu ve Fransa’nın Anlaşmayı İhlali
Fransa, ajanların iadesi için Yeni Zelanda’ya ekonomik yaptırım tehdidinde bulundu (Avrupa pazarına Yeni Zelanda ürünlerinin girişini engellemekle tehdit etti). Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Javier Pérez de Cuéllar’ın arabuluculuğuyla 1986’da bir anlaşma yapıldı:
1. Ajanlar hapisten çıkarılarak Pasifik’teki Hao Atolü’nde bulunan Fransız askeri üssüne nakledilecek ve 3 yıl boyunca burada gözaltında tutulacaklardı.
Ancak Fransa bu anlaşmaya uymadı. Ajanlardan Mafart’ı 1987’de, Prieur’yu ise 1988’de sağlık gerekçelerini öne sürerek Fransa’ya geri getirdi ve ikisi de serbest bırakıldı. Ajanlar Fransa’da kahraman gibi karşılandı ve daha sonra terfi ettirildiler.
Ödenen Tazminatlar
- Yeni Zelanda: Fransa, Yeni Zelanda hükümetine resmi bir özür mektubu yayımladı ve 13 milyon Yeni Zelanda doları (yaklaşık 7 milyon ABD doları) tazminat ödedi.
- Greenpeace: Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne taşınan süreç sonucunda Fransa, 1987 yılında Greenpeace örgütüne 8,1 milyon ABD doları tazminat ödemeye mahkûm edildi.
- Hayatını Kaybeden Fotoğrafçı: Hayatını kaybeden Fernando Pereira’nın ailesine Fransız hükümeti tarafından tazminat ödendi.
Siyasi Sonuçlar
- Yeni Zelanda’nın Nükleer Karşıtlığı: Olay, Yeni Zelanda toplumunda büyük bir tepkiye yol açtı. Yeni Zelanda hükümeti 1987 yılında ülkeyi nükleerden arındırılmış bölge ilan eden yasayı çıkardı (NZ karasularına nükleer silahlı veya nükleer enerjili gemilerin girişi yasaklandı).
- Fransa’nın İmajı: Saldırı, Fransa’nın uluslararası alanda ağır bir prestij kaybı yaşamasına neden oldu. Buna rağmen Fransa, Mururoa Atolü’ndeki nükleer denemelerini 1996 yılına kadar sürdürdü.
Yeni Zelanda ile olan bağı; geminin Pasifik’teki nükleer deneme karşıtı protesto seferi sırasında Auckland Limanı’nda geçici olarak demirlemiş olmasından ibaretti.
Saldırının Yeni Zelanda’nın egemenlik sınırları içinde (ulusal bir limanda) gerçekleşmesi, bir kişinin hayatını kaybetmesi ve olayın yabancı bir devletin gerçekleştirdiği gizli bir sabotaj eylemi olması nedeniyle Yeni Zelanda olaya doğrudan taraf oldu ve hukuki süreci yürüttü.

Bir Cevap Yazın