colere.blog– Dijital İçerik Platformu

Tarih, gastronomi, kültür ve gündelik hayatın meraklı yanları

Kedi ve Farelerin, Yeni Zelanda’ya Sonradan Gidip İstila Etmesi

A New Zealand black robin, representing conservation efforts against invasive species like cats and rats.

Yeni Zelanda ve çevresindeki adalar (Chatham Adaları dahil), milyonlarca yıl boyunca diğer kara parçalarından izole bir konumda kalmıştır. Bu izolasyon nedeniyle adaların yerli faunasında yarasalar dışında hiçbir kara memelisi bulunmuyordu. Kedi, fare ve sıçan gibi türler adalara sonradan, insanların deniz yolculuklarıyla gitmiştir.

Adalara Geliş Süreçleri

  1. Fareler ve Sıçanlar: Avrupalı denizciler, balina avcıları ve yerleşimciler gemilerle adalara ulaştığında, gemilerin ambarlarında saklanan fareler ve sıçanlar karaya çıkıp doğaya karıştı. (Bölgeye ilk gelen Polinezyalıların da yanlarında Pasifik sıçanını getirdiği bilinmektedir.)
  2. Kediler: İnsanlar tarafından hem evcil hayvan olarak hem de gemilerdeki ve yeni kurulan yerleşim yerlerindeki fare nüfusunu kontrol altına almak amacıyla bilinçli olarak adalara getirildi.

Kuşlar Üzerindeki Yıkıcı Etki

Adadaki kuşlar, milyonlarca yıl boyunca yerde avlanan hiçbir yırtıcı memeli görmedikleri için evrimsel süreçte bu tür canlılardan kaçma içgüdüsü geliştirmemişti. Birçoğu yuvalarını yere yapıyor, yavrularını yerde büyütüyor veya zamanının çoğunu yerde beslenerek geçiriyordu.

Sonradan adaya dahil olan kedi ve fareleri bir tehdit olarak algılayamadıkları için onlara karşı tamamen savunmasız kaldılar. Kediler doğrudan yetişkin kuşları avlarken, fareler ve sıçanlar da yerdeki yuvalara girerek yumurtaları ve yavruları yedi. Bu durum siyah ardıç kuşu da dahil olmak üzere bölgeye özgü birçok kuş türünün neslinin tükenme noktasına gelmesine sebep oldu.

1980 yılında Yeni Zelanda’nın Chatham Adaları’na özgü siyah ardıç kuşu (Petroica traversi) türü, bu kuş türünün dünyadaki toplam nüfusu yalnızca 5 bireye düşmüştür.

Kurtuluş Süreci

Avrupalıların adalara getirdiği kedi ve fare gibi yırtıcı memeliler yüzünden türün nesli neredeyse tamamen tükenmişti. Kalan 5 kuş içinde üreme yeteneğine sahip sadece tek bir dişi bulunuyordu. Bu dişi, yaban hayatı uzmanları tarafından “Old Blue” (Yaşlı Mavi), eşi ise “Old Yellow” (Yaşlı Sarı) olarak adlandırıldı.

Yeni Zelanda yaban hayatı uzmanı Don Merton ve ekibi, türü kurtarmak için çapraz koruyucu ebeveynlik (cross-fostering) adı verilen bir yöntem uyguladı:

  1. Old Blue’nun yumurtaları yuvasından alınarak, adadaki yakın akraba başka bir kuş türü olan Chatham baştankaralarının (Petroica macrocephala chathamensis) yuvasına yerleştirildi.
  2. Yumurtalarının kaybolduğunu fark eden Old Blue, içgüdüsel olarak yeniden yumurtladı ve bu sayede üreme hızı yapay olarak iki katına çıkarıldı.
  3. Baştankaralar, kuluçkaya yattıkları yumurtalardan çıkan siyah ardıç kuşu yavrularını kendi yavruları zannederek büyüttü.

Bugün doğada yaklaşık 300 siyah ardıç kuşu yaşamaktadır ve istisnasız hepsi “Old Blue” ve “Old Yellow” çiftinin soyundan gelmektedir.

Bir Cevap Yazın

colere.blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin