Ressamlar, fotoğraf makinesinin hareketleri yakalayabilecek kadar gelişmesine dek dörtnala koşan atları fiziksel olarak imkansız bir duruş olan “uçan dörtnala” (flying gallop) pozuyla çiziyordu. Bu tasvirlerde atın ön bacakları tam ileri, arka bacakları ise tam geriye doğru açılmış ve dört ayağı birden havadayken resmediliyordu. Théodore Géricault’nun 1821 tarihli Epsom Derbisi tablosu bu geleneğin en bilinen örneklerinden biridir.
Bu görsel kabulün anatomik olarak yanlış olduğu 1878 yılında ortaya çıktı. Eadweard Muybridge, bir yarış pistine yan yana dizdiği fotoğraf makineleriyle Sallie Gardner adlı bir atın koşuşunu anbean fotoğrafladı. Bu seri çekimler, koşan bir atın dört ayağının birden havada olduğu tek anın bacakların ileri ve geri açıldığı an değil, bacakların atın karnının altında toplandığı an olduğunu kanıtladı.
İnsan gözü atın dörtnala koşarkenki bacak hareketlerini yakalayabilecek kadar hızlı olmadığı için, ressamlar yüzyıllar boyunca hızı ve dinamizmi en iyi ifade ettiğini düşündükleri o gerilmiş pozu kopyalayarak bir sanat geleneği oluşturdular. Bu yanılgı, sanat tarihinde sanatçıların anlık olarak gözleriyle yakalayamadıkları şeyleri, zihinlerinde kavramsallaştırdıkları veya öğrendikleri formlara göre resmettiklerinin temel bir örneğidir.
1800’ler Öncesi
1800’lerden öncesinde de durum farklı değildi; anatomik olarak imkansız duruşlar binlerce yıl boyunca sanatın değişmez bir kuralı olarak uygulandı. İnsan gözünün saniyeden kısa süren bacak hareketlerini seçememesi, sanatçıları atın hızını betimleyebilmek için görsel bir şema uydurmaya itti.
Antik Mısır ve Miken sanatındaki av ve savaş arabası sahnelerinde atlar, hızı kavramsal olarak ifade etmenin en belirgin yolu olarak ön ve arka ayakları tam zıt yönlere gerilmiş şekilde, havada süzülüyormuş gibi resmedildi.
Rönesans döneminde anatomiye ve perspektife duyulan ilgiyle birlikte at çizimleri çok daha gerçekçi bir hale gelse de, dörtnala koşma anının dinamiği çözülemedi. Paolo Uccello’nun San Romano Savaşı gibi eserlerinde veya anatomik çalışmalarıyla bilinen Leonardo da Vinci‘nin eskizlerinde atların kas yapıları detaylıca işlenmişti, ancak koşu anındaki bacak pozisyonları hala gözlemlenemediği için çoğunlukla şaha kalkmış bir duruşa ya da “sallanan at” (rocking horse) formuna benziyordu. Sanatçılar, göremedikleri bir hareketi zihinlerindeki forma veya Antik çağlardan devraldıkları şemalara göre çiziyorlardı.
- yüzyılda at anatomisi üzerine en kapsamlı çalışmaları yapan ünlü ressam George Stubbs bile, kas yapılarını kusursuz çizebilmek için ölü atları kesip biçerek çalışmış olsa da, hareket halindeki bir atın mekaniğini donduramadığı için yarış atlarını dönemin geleneği olan uzatılmış “uçan dörtnala” pozuyla çizmeye devam etti. İlk çağlardan 19. yüzyılın sonlarına kadar ressamlar, göremedikleri bu biyomekanik gerçeğin yerine, hız hissini en iyi aktaran estetik kurguları kopyaladılar.
Dönüşüm Nerede Yaşandı?
Fotoğrafın hareketi kanıtlamasının ardından ilk büyük dönüşüm Fransız ve Amerikan resim sanatında yaşandı. Gelenekselleşmiş “uçan dörtnala” yanılgısı hızla terk edildi ve ressamlar kompozisyonlarını bu yeni anatomik gerçeğe göre güncelledi. Fransız empresyonist Edgar Degas, klasik ressam Ernest Meissonier ve Amerikalı ressam Thomas Eakins, yarış atlarını Muybridge’in ardışık fotoğraflarını referans alarak çizen, bacakların karın altında toplandığı anları tuvale aktaran ilk sanatçılar oldu.
İkinci ve en çaplı dönüşüm hareketli görüntü teknolojisinde gerçekleşti. Muybridge’in atın hareketini ardışık karelere bölen sistemi, bu fotoğrafları peş peşe oynatan cihazların geliştirilmesine zemin hazırladı. Hareketi analiz etmek için başlayan bu bilimsel çaba, kinetoskop ve kinematograf cihazlarının geliştirilmesini tetikleyerek doğrudan sinemanın icadına giden yolu açtı.
Üçüncü büyük dönüşüm ise 20. yüzyıl modern sanat akımlarında, özellikle Kübizm ve Fütürizm‘de ortaya çıktı. Fotoğrafın fiziksel gerçekliği kusursuz yakaladığının kanıtlanması, ressamları doğayı kopyalama misyonundan kopardı. Fransız fizyolog Étienne-Jules Marey‘nin at ve insan hareketlerini tek bir karede üst üste bindirerek çektiği kronofotoğraflar, modern sanatçıların hareketi tasvir etme biçimini değiştirdi. Giacomo Balla’nın Tasmalı Bir Köpeğin Dinamizmi veya Marcel Duchamp’ın Merdivenden İnen Çıplak tablosunda hareketin evrelerinin tek tuvalde ardışık parçalar halinde resmedilmesi, fotoğrafın getirdiği bu yapısal dönüşümün doğrudan bir sonucuydu.

Bir yanıt yazın